15 Eylül 2013 Pazar

GÜZEL BİR HİKAYE - KÖR ADAM VE AVCI - Doç. Dr. Şafak Nakajima -


Doç. Dr. Şafak Nakajima

HAFTA SONU HİKÂYESİ




Doç. Dr. Şafak Nakajima

KÖR ADAM İLE AVCI

Bir zamanlar, Afrika’nın batısında, yemyeşil ormanlar içinde, çok güzel bir köy varmış.

Bu köyün deresinin kenarında, samandan yapılı kulübelerinde, bir kör adamla, onun güzel kız kardeşi yaşarmış.

Kör adam çok akıllıymış.

Gözleri görmese de, yaşama dair her şeyi, gözleri en keskin gören insanlardan bile çok daha iyi bilirmiş.

Gün boyu kulübesinin önünde oturur, gelen geçenle sohbet edermiş.

Herhangi bir sorunu olan ona danışır, o da en güzel fikirler ve en doğru cevaplarla, soru sorana yardımcı olurmuş.

Her seferinde soruyu soran şaşırır:

- Nasıl oluyor da her şeyi biliyorsun? Sen kör bir adamsın, dermiş.

Kör adam gülümseyerek cevap verirmiş:

- Ben, kulaklarımla görürüm.

Zamanlardan bir zaman, komşu köyden çok maharetli bir kuş avcısı, kör adamın kız kardeşine âşık olmuş.

Kız kardeşi de avcıya âşık olmuş.

Ama kızın evlenmek için bir şartı varmış: evlenince ağabeyiyle beraber yaşamaya devam etmeleri.

O da bu koşulu kabul etmiş ve evlendikten sonra avcıyla karısı, kör adamın kulübesinde yaşamaya başlamışlar.

Ama bir süre sonra avcı, karısına söylenmeye başlamış:

- Bu adam kör. Kör bir adam ne işe yarar ki!

Karısı:

-Böyle söyleme! O çok akıllı bir insan ve görenlerden çok daha fazla şey biliyor, dermiş

Avcı ise alaycı bir kahkaha atarmış:

-Karanlıkta yaşayan bir kör, nasıl olur da görenlerden daha fazla şey bilir?

Avcı her sabah, kuş kapanlarını alıp ormana kuş yakalamaya gidermiş.

Akşam döndüğündeyse, kulübenin kapısında oturan kör adam ona:

- Lütfen beni de yarın avlanmaya götür, dermiş.

Avcı ise her seferinde alaycı bir sesle:

- Kör bir adamın avlanmada işi ne? Sen olsan olsan bana ayak bağı olursun! Olmaz!

Ama kör adam, aynı soruyu, her akşam bıkmadan usanmadan sorar eder ve her seferinde de aynı cevabı alırmış:

- Kör bir adamın avlanmada işi ne? Sen olsan olsan bana ayak bağı olursun! Olmaz!

Bir akşam, avcı, büyükçe bir geyik avladığı için eve keyifli dönmüş. Karısı eti pişirmiş, beraberce güzel bir akşam yemeği yemişler.

Yemekten sonra avcı, kör adama dönmüş ve:

-Tamam, yarın beraber avlanmaya gidiyoruz, demiş.

Ertesi sabah, avcı, kuş kapanlarını almış, kör adamı da elinden tutup, ormanın içinde yürümeye başlamışlar.

Saatlerce yürümüşler…

Birden bire kör adam durmuş ve avcıya:

''Şşşşt! Dikkat et, şu çalıların arkasında bir aslan var'' demiş.

Avcı etrafa bakmış ama bir şey görememiş.

Azıcık ilerleyince, gerinen aslanın hırıltısını duymuşlar.

Avcı irkilmiş ama kör adam ona fısıldamış:

-Telaşlanma, karnı tok ve uyuyor. Bize bir zarar vermez.

Rahatlayan avcı, şaşkınlıkla kör adama sormuş:

-Nasıl bildin orada bir aslanın olduğunu?

''Çünkü ben, kulaklarımla görürüm'' demiş kör adam.

Biraz daha devam ettikten sonra yola, kör adam yine avcıyı dürtmüş:

- Yakında bir yerde çok büyük bir fil var. Ama merak etme, şimdi o bir su birikintisinin içinde ve bize zarar vermeyecektir.

Gerçekten de biraz ileride, hortumuyla çektiği suyu, sırtının üstüne fışkırtarak serinleyen dev fili görmüşler.

Tehlike geçince, avcı kör adama yine hayretle sormuş:

-Nasıl fark ettin o kadar uzaktan bu filin orada olduğunu?

-Ben kulaklarımla görürüm, demiş kör adam.

En nihayet ağaçların biraz daha seyreldiği bir yere ulaştıklarında, avcı, kör adama:

- Kuş kapanlarını buraya kuracağız, demiş.

Önce kendi kapanını kurmuş, sonra da kör adama nasıl kapan kurulacağını anlatmış.

Kör adam da kendi kapanını kurup yerleştirmiş.

İşleri bitince, ertesi gün, kapana yakalanan kuşları gelip almak üzere, köye doğru dönüş yoluna koyulmuşlar.

Sabah olunca da erkenden uyanmışlar.

Avcı, yolu kaybetmemesi için yine kör adamın elini tutmak istemiş.

Ama kör adam, artık yolu bildiğini ve buna gerek olmadığını söylemiş.

Hatta kör adam, avcının önüne düşmüş ve yol boyunca ayağı ne bir taşa takılmış ne de bir diken batmış. Yolu hiç hatasız yürümüş.

En nihayet kapanları kurdukları yere varmışlar.

Avcı bakar bakmaz, kendi kurduğu kapanda ufak, gri renkte bir kuşun, kör adamın kapanında ise, altın sarısı, ateş kırmızısı ve çivit mavisi renklerde, şahane parlak tüylere sahip bir kuşun olduğunu görmüş.

Dönüp kör adama;

- Birer kuş yakalamışız. Sen otur, ben kuşları kapanlardan çıkarayım, demiş.

Kuşları kapanlardan çıkardıktan sonra, her birini birer torbaya koymuş ve kendi kendine:

''Kör bir adam, hangi kuşun, kendi tuttuğu kuş olduğunu nereden bilecek!'' diye düşünmüş ve gri renkte, küçük kuşun olduğu torbayı kör adamın sırtındaki sepete koymuş ve rengârenk güzel kuşun olduğu torbayı da kendisi almış.

Köye geri dönmek için yola koyulduklarında, avcı kör adama sormuş:

- Sen madem bu kadar akıllısın, kulaklarınla görüyorsun; öyleyse şu zor soruma cevap verebilirsin:

Neden bu dünyada bu kadar öfke, nefret ve kötülük var?

Kör adam gülmüş:

''Çünkü bu dünyada senin gibi çok insan var. Kötü niyetle davranan, kendi hakkı olmayana el koyan ve bunu da kendisine hak gören.''

Avcı hem çok şaşırmış hem de çok utanmış.

Hemen usulca adamın arkasındaki sepetten gri kuşun olduğu torbayı çıkarıp, yerine rengârenk ve güzel kuşun olduğu torbayı koymuş.

Biraz daha ilerlemişler ve avcı kör adama yine bir soru sormuş:

- Sen bu kadar akıllı olduğuna ve kulaklarınla gördüğüne göre bu soruyu da cevaplarsın:

Neden bu dünyada bu kadar sevgi, nezaket ve insanca davranış var?

Kör adam:

''Çünkü bu dünyada, senin gibi çok insan var. Hatalarından kaçmak yerine onlardan ders çıkartan, etrafına zarar vermekten vaz geçen ve verdiği zararı telafi eden.''

Avcı, çok şaşırmış tüm bu duyduklarına…

Sonra beraberce kulübelerine varmışlar.

O günden sonra, her kim kör adama danışıp da, onun benzersiz doğrulukta cevapları karşısında şaşkınlıkla:

''Hey kör adam, nasıl oluyor da hayatta her şeyin en doğrusunu sen biliyorsun? Senin gözlerin görmüyor!''

dediğinde, avcı, sevgiyle kör adamın omzuna kolunu atar ve onun yerine cevap verirmiş:

-Çünkü o, hayatı kulaklarıyla görür ama kalbiyle dinler!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder