fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2023 Cuma

AYDA'NIN BALIKLARI VE KÂĞITTAN GEMİSİ - "Ayda's Fishes and Paper Ship" - Özlem Aytek'ten Özgün Kısa Öykü

Nehrin kenarında oturuyordu Ayda… Günbatımını izlerken hafızasından silmeye çalıştıklarından geriye kalanlar gözünde canlanıyor, içine işliyordu. Ay bu gece, çok özel bir konum alacaktı gökyüzünde. Bu sadece birkaç dakika sürecek bir mucize anıydı ve yüz yılda bir gerçekleşirdi. Henüz keşfedilmemiş, ana haber bülteninde yayınlanmamış bir bilgiydi bu. Şu koskoca Dünya’da bilenlerin sayısı bir düzineyi geçmezdi ve Ayda bunlardan biri olduğu için kendisini şanslı hissediyordu. Zamanında yetişebilmek için şafak sökerken uyanmış, yola koyulmuştu.
Balıklar, Ayda’nın gelişini fark ettiklerinde coşkuyla kaynaştılar. Bu, akıp giden dalgalı suyun fokurdayarak kaynıyormuş gibi görünmesine neden olmuştu, bir anlığına. Nehir, bu anlık fokurdamalardan hiç hoşlanmıyordu zira rüzgârla uyumlu ritminin değişmesine, bir an için bile olsa tahammül edemezdi. Balık hafızası işte… Coşku da bir an içindi sadece, hemen ardından neye sevindiklerini unutup sakinleştiler ve yeni besin kaynakları bulabilmek umuduyla araştırmalarına devam ettiler. Aralarından üç tanesi kuyruklarını sallayarak yaklaştı Ayda’nın oturduğu kıyıya. Mavi olanı isteksiz gibi görünmeye çalışarak sordu: - Vazgeçtiğini düşünmüştüm. Burada ne yapıyorsun? - Ay ışığını, doğru zamanı ve mucizeyi bekliyorum, diye cevap verdi Ayda kısaca. Çevresinde olan biteni umursuyor gibi görünmüyordu ve sohbet etmek için oldukça isteksiz olduğu açıkça belliydi. - Uzun zaman oldu, bunu yapmalısın artık, diye fısıldadı turuncu balık. Sessizliğini sürdürdü Ayda. “Zorlamayın.” dercesine baktı kara balık, gövdesinden daha büyük olan gözlerini belerterek. Birlikte beklemeye başladılar ve hiç kimse konuşmadı. Gözlerini kapattı Ayda. - Herkesin sırları vardır, diye mırıldandı. Balıklar onu işitiyor ama bu sözlerin sadece içsel bir söyleşiden ibaret olduğunu biliyorlardı. Suya dalıp çıkarak sessizce beklemeye devam ettiler. - Olan biten hiçbir şeyin kaderle bir ilgisi yok. Yaşananlar tercihlerimin sonuçlarıydı, dedi bu kez Ayda. Hava sonunda kararmaya ve ay gökyüzünde yükselmeye başlamıştı. Ayda gözünü sabit bir noktaya dikmişti ve gözbebeklerinin hızlı hareketleri balıkların dikkatini çekmişti. - Düşünüyor, dedi mavi olanı. - Bir karar vermek üzere, diye ekledi turuncu. - Bunu yapmak için çok bekledi, derken gözlerini Ayda’ya doğru devirdi kara balık.
“Bu geçeceğim en önemli sınav ve vereceğim en önemli karar.” diye fısıldadı Ayda. Sonra nehre baktı ve yüreğindeki çırpınışı daha da derinden hissetti. Bu nehrin kıyısına o kadar çok gelmiş, o kadar uzun zamanlar boyunca beklemişti ki… Dalgalarının, kıpırdanışlarının taşıdığı anlamı öğrenebilmek, rolünü keşfedebilmek için can atmış, bunu başaramayınca her birine anlamlar yüklemişti kendince. Boşuna olduğunu bilse de yapmıştı işte… Çekici ve sonsuz gibi görünen akışına kapılmak ve onun bir parçası olmak istemişti sadece. Sığ sularında beceriksizce yürüdüğünde, giysilerinden kurtulup özgürce yüzmek istediğinde, sert akıntısıyla fırlatıp dışına atmıştı onu, her seferinde. İçinde yüzen bir balık bile olamamıştı Ayda… Oysa sularına karışmak, her hücresiyle nehri hissetmek ve uyum içinde, onunla birlikte akıp gitmekten başka bir şey istememişti… Fakat gerçek, bu kadarla sınırlı değildi ki öyle olsaydı Ayda bu denli sarsılmayacaktı. Ne zaman kıyısından uzaklaşmaya çalışsa bu kez nehir bunu fark etmiş, dalgalarından yükselen tatlı sesinin muhteşem ezgisiyle Ayda’ya geri dönmesi için şarkılar söylemişti. Bu çekici ezgiye hiçbir zaman direnememiş ve her seferinde nehre geri dönmüştü Ayda. Ay, gökyüzündeki eşsiz konumunu almak üzereydi. - Vakit geldi, dedi Ayda. Nehrin suları birden karardı, köpürdü ve içine bir kum tanesini dahi kabul etmeyeceğini kanıtlamaya çalışırcasına dalgalandı. Bu hâliyle korkunç, öfkeli ve tehlikeli görünüyordu.
- İyi açıklayamadım galiba, dedi nehre. Giden benim… Nehrin suları birden çalkalanıp bulanmaya başladıysa da ne Ayda ne balıklar ne de bir başkası bunu umursayacak durumda değildi. Çünkü Ay, sonunda o muhteşem, mucizevi konumunu almıştı gökyüzünde. Yarattığı etki öyle çarpıcıydı ki doğa olabildiğince sakin kalarak bu inanılmaz anın tadını çıkarıyordu. Nehir de etkilenmişti bu durumdan, neler olduğunu anlayabilmek için sakinleşti birden. Şimdi suları dalgasız, sakince akıp gidiyordu. Bu bir mucize anıydı ve üç sevimli balık buna tanık olmak için sabırsızlanıyor, Ayda için seviniyorlardı. Başını gökyüzüne kaldırdı ve: “Kararımı verdim.” dedi Ayda yüksek sesle. Ardından, “Çok zor oldu öyle ki bu kadarını ben bile beklemiyordum.” diye ekledi sadece kendisinin işitebileceği şekilde fısıldayarak. Sonra hemen sustu ve bekledi ki bu mucize zamanında iç sesi her şeyi hallediyordu, konuşmasına gerek yoktu hem zaten karşısında konuşabileceği kimse de yoktu. Ay, beklediği mesajı almıştı. Ayda, kendisini bekleyen mucizeyi bir an önce görmek için ölesiye meraklanıyor, karnının içinde giderek artan krampları durduramıyordu. Sonunda mucizeyi gördüğünde öylesine sevindi, gözleri öylesine sevinçle parladı ki bu parıltılar nehrin sakin sularında, tuhaf yansımalara sebep oldu. Kâğıttan bir gemi, nehrin sakin sularında kendisinin bulunduğu kıyıya doğru süzülürken duyduğu sevincin yanında içinin büyük bir kederle burkulduğunu da hissetti Ayda. Mucizesi geliyordu. Gemiye, kesinlikle almış olduğu yeni kararın tedirginliğiyle binerken hissettiği en gerçek duygu güvende olduğuydu. Geminin, kâğıttan olsa da yükünü taşıyabilecek, hedeflediği limana varabilecek güce ve sorumluluğa sahip olduğu kesindi.
Nehir ise bambaşka bir boyuttaydı ki bu da bir geminin nasıl olup da suları üzerinde izinsiz yüzdüğüydü… Onun icabına bakmak için ne ölçüde dalgalanması gerektiğini hesaplıyordu. Sonra buna gerek bile duymadı çünkü sadece kâğıttandı ve bilimsel gerçeklere göre bir süre yüzdükten sonra kendiliğinden eriyip, suyun dibini boylayacaktı. Bu hâliyle bir yolcuyu uzun süre taşıması da zaten imkânsızdı. Nehir, bunları düşündükten sonra bu mucize hikayesinin ve Ayda’nın işlerinin tam bir saçmalık ve zaman kaybı olduğunu düşünerek bambaşka bir noktaya odaklandı. Kâğıttan gemi, su akışının tam tersine doğru yol alırken Ayda başını sudan çıkaran üç balığa el sallayarak veda etti. Balıklar onu bir daha göremeyeceklerini biliyorlardı ve olanların farkındaydılar, nehrin aksine. Nehir, kendisiyle o kadar meşguldü ki Ayda’nın bir süredir kendisine veda etmeye çalıştığını ve bunu eline yüzüne bulaştırdığını haftalar sonra anlayabilecekti, büyük olasılıkla. Kâğıttan gemi, akışın ters yönünde ilerleyerek nehri besleyen bir su yoluna çevirdi rotasını ve yüzmeye devam etti. Yol zorluydu çünkü kâğıt gemi, bir eğimden aşağı akan bu su yolunda akışın ters yönüne doğru yüzmeye devam ettiği için adeta tırmanışa geçmişlerdi. Sonunda kollara dağılmış akan suyun kaynağına vardıklarında kendilerini bir girdabın içinde buldular. Kâğıttan gemi yolcusuyla birlikte girdaba kapıldı; döndü, döndü, döndü ve kendisi de yolcusu da bu eylemden dolayı oldukça sarsıldı. Ardından, başka nehri besleyen bir su kanalında, bu kez suyun akış yönünde kolaylıkla, uzun zaman boyunca yüzerek yol aldı. Sonunda, bir derenin sularına karıştılar ve içindeki şaşkın yolcuyu burada indirdi. Bunu gücünün son kırıntısıyla başarmıştı ve yolcusu indikten hemen sonra suda eridi, derenin sığ sularına karışarak gözden kayboldu. Daha fazla yol alacak veya başka bir yolcuyu taşıyacak durumda olmadığını kesindi. Mucize gerçekleşmiş, görev tamamlanmıştı. Ay, yaptığı işten hoşnuttu ve yüz yılda bir geldiği konumdan ayrılmadan önce en parlak ışığıyla Ayda’nın üzerinde parladı. Ayda, kıyısında durduğu dereye sevgiyle bakarken bir ateş böceği gibi parlıyordu. Dere, nehir gibi derin, gizemli ve görkemli değildi. Sığ sularının dibi görünüyordu. Fakat bunlardan daha güzel olanı şeffaf, duru, sakin, bilge ve güven vericiydi. Ayda dere tabanına boylu boyunca uzandı ve bütünüyle suyun altında kaldı. Nefesi yettiğince dayandı ve bu kısacık anda bile dereyle arasındaki muhteşem uyumu tüm benliğinde hissetti. Ay, yukarıdan hoşnutluk içinde izliyordu mucizesini. Yaralar sarılmış, umutlar tazelenmişti… Nehrin kıyısına sık sık gelenler olsa da bunlardan pek azı nehirle ilgileniyor, onu umursuyordu. Şöyle bir bakıp karanlık, derin ve dalgalı sularının ne kadar tehlikeli olabileceğini düşünüyor, onun sularında bulunmak ya da ona aşık olmak gibi bir düşünceyi akıllarından bile geçirmiyorlardı. Daha çok sularına oltalar, ağlar atarak, kıyısında piknik yaparak, ürünlerinden, serinliğinden, enerjisinden faydalanmaya çalışıyor, onu doğadaki çeşitliliğin bir parçası olarak görüyorlardı. Birbirlerine sık sık nehrin akıntısına kapılanların ne şekilde boğulup can verdiği, taştığı zaman ne büyük yıkımlara sebep olduğunu anlatıyorlardı. Nehir bütünüyle azgın bir duruma geldiğinde içine düşenlerin ve mucizevi bir şekilde hayatta kalanların hikâyeleri ise efsanelere dönüşmüştü nesilden nesile aktarılan… Nehir, kendisini özel hissetmesine neden olan şeyin Ayda’nın aşkı olduğunu geç de olsa anladı ve o andan itibaren çektiği acı hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar büyük oldu. Ayda için şarkılar söyledi durmaksızın bin bir umutla… Fakat o, şarkısını duymuyor muydu? Gelmemişti hiçbir seferinde… Sonra onu son gördüğü anı anımsamaya çalıştı, defalarca yaptı bunu… Hatırlamadı… Yine de şarkı söylemekten vazgeçmedi onun duyup da geri dönmesini umut ederek. Onu son gördüğü anı hatırlamayı, zamanı geriye döndürmeyi öylesine istiyordu ki… Eğer onu bir daha göremeyeceğini bilse farklı davranır, en azından hafızasına kazırdı onu…
Ayda, dere ile öylesine uyum içindeydi ki gündüzleri balığa dönüşüyor, derede yüzüyordu… Geceleri ise tam tersi oluyordu… Dere vücut buluyor, kıyısındaki kulübelerinde Ayda’yla yemek yiyor, müzik dinliyor ve uyuyordu. Bu huzur ve mutluluk tablosu içinde Ayda’nın nehre hissettiği büyük aşk yoktu belki ama ad veremediği, tanımlayamadığı pek çok başka şey vardı. Dere; sadakâte, saygıya ve sevgiye değerdi. Rüzgâr, Ayda’nın kulaklarına sık sık nehrin şarkısını, getiriyordu. Ayda, gözlerini kapatıp yüreğinde çağlayan o muhşetem ezgiyi dinliyor, çağrıyı duyuyor ve nehri hatırlamaktan öte bir şey yapmıyordu. Özlem Aytek

6 Temmuz 2016 Çarşamba

KİTAP ÖNERİ - BELKİ BAŞKA BİR RÜYADA - Gizem KODAK

BELKİ BAŞKA BİR RÜYADA 

Gizem KODAK  

KORAL Yayınları

BELKI BAŞKA BIR RÜYADA 

Ödüllü yazar Gizem KODAK'tan yepyeni bir roman...
Bir solukta okuyacaksınız.
İyi okumalar dilerim.


Hangi zaman diliminde uyandığınızdan emin misiniz? Ya çevrenizdeki kişiler, hepsi gerçek mi?



Gece karanlığında gıcırtıyla aralanan bir kapı... ve çıktığı zaman yolculuğunda geçmişe meydan okuyan bir sır... 



Bir lodos esintisine binip kalemime dolan ve her satırında bana adanın hiç bilmediğim dünyalarını açan mimoza kokusuna sonsuz teşekkürlerimle.
Gizem KODAK




Sipariş tel: 0212 647 25 25 
Yayınevi: KORAL Yayınları
Sayfa sayısı: 160











"Karanlığın içinde bir hışırtı duyuyordum. Sanki birileri çam pürleri üzerinde yürüyor, belli belirsiz bir mırıltı ince bir rüzgârla kulağıma doluyordu? Uykuya bu kadar zor dalmışken gözlerimi aralamak tam bir işkence gibiydi. Işığı bir defa açarsam bir daha uyuyamayacağımı adım gibi biliyordum. Ancak uykumun arasında duyduğum sandalye gıcırtısı ile yeniden irkiliverdim. Ses bu defa çok yakından gelmişti, gözlerimi aralayarak doğrulmaya çalıştım. Lakin ışığa uzandığım sırada pencere kenarında duran sallanan koltuğumda birinin oturduğunu fark ettim. Karanlık odamın içinde bir gölge gibi öylece oturuyor, sallanan koltuğumun üzerinde ağır ağır sallanıyordu…
Uyandığımı anlamıştı ve ben ışığa uzanamadan karanlığın içinde çakmağını yakarak etrafı aydınlattı. Gözlerim fal taşı gibi açık ona bakıyordum. Çakmaktan yayılan incecik sarı ışık solgun yüzünü aydınlatırken gülümseyerek sigarasını yaktı.
Işık sönmüştü…"

4 Mayıs 2016 Çarşamba

KİTAP ÖNERİ : BELKİ BAŞKA BİR RÜYADA - Gizem KODAK - KORAL Yayınları

Belki Başka Bir Rüyada 

Ödüllü yazar Gizem KODAK'tan yepyeni bir roman...
Bir solukta okuyacaksınız.
İyi okumalar dilerim.



Hangi zaman diliminde uyandığınızdan emin misiniz? Ya çevrenizdeki kişiler, hepsi gerçek mi?



Gece karanlığında gıcırtıyla aralanan bir kapı... ve çıktığı zaman yolculuğunda geçmişe meydan okuyan bir sır... 



Bir lodos esintisine binip kalemime dolan ve her satırında bana adanın hiç bilmediğim dünyalarını açan mimoza kokusuna sonsuz teşekkürlerimle.
Gizem KODAK




Sipariş tel: 0212 647 25 25 
Yayınevi: KORAL Yayınları
Sayfa sayısı: 160











"Karanlığın içinde bir hışırtı duyuyordum. Sanki birileri çam pürleri üzerinde yürüyor, belli belirsiz bir mırıltı ince bir rüzgârla kulağıma doluyordu? Uykuya bu kadar zor dalmışken gözlerimi aralamak tam bir işkence gibiydi. Işığı bir defa açarsam bir daha uyuyamayacağımı adım gibi biliyordum. Ancak uykumun arasında duyduğum sandalye gıcırtısı ile yeniden irkiliverdim. Ses bu defa çok yakından gelmişti, gözlerimi aralayarak doğrulmaya çalıştım. Lakin ışığa uzandığım sırada pencere kenarında duran sallanan koltuğumda birinin oturduğunu fark ettim. Karanlık odamın içinde bir gölge gibi öylece oturuyor, sallanan koltuğumun üzerinde ağır ağır sallanıyordu…
Uyandığımı anlamıştı ve ben ışığa uzanamadan karanlığın içinde çakmağını yakarak etrafı aydınlattı. Gözlerim fal taşı gibi açık ona bakıyordum. Çakmaktan yayılan incecik sarı ışık solgun yüzünü aydınlatırken gülümseyerek sigarasını yaktı.
Işık sönmüştü…"

17 Mart 2014 Pazartesi

ÇOCUK KİTAP ÖNERİ - KİTAPLARIM ARASINDAN SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİM - Özlem AYTEK













EL YAZILI

Şeker Çocuklar Dizisi ( 5 Kitap )

İLKÖĞRETİM 1.SINIF ÖĞRENCİLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ

TAMAMEN RENKLİ VE RESİMLİ 5 KİTAP

Ay Kız

Uyku Perisi

En Güzel Armağan

Lilinin Düş Bahçesi

Gel Barışalım



Güzel Günler Serisi - Yazan Özlem AYTEK

7-8 Yaş


EL YAZILI

GÜZEL GÜNLER SERİSİ ( 5 Kitap )

İLKÖĞRETİM 1.SINIF ÖĞRENCİLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ

TAMAMEN RENKLİ VE RESİMLİ 5 KİTAP

Yeni Arkadaşım

Yaşasın Tatil

Bisiklet Kazası

En Büyük Şekerspor

Pikniğe Gidiyoruz





Cücelerin Hayalleri Diisi - Yazan Özlem AYTEK

7 yaş için
EL YAZILI

Renkli Heceli Cücelerin Hayalleri Dizisi ( 5 Kitap )

İLKÖĞRETİM 1.SINIF ÖĞRENCİLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ

TAMAMEN RENKLİ VE RESİMLİ 5 KİTAP

Bebek Cüceler

Sihirli Bahçe

Yaş Günü Partisi

Hayal Kitabı

Buz Ülkesi




Bukle'nin Arkadaşları Dizisi - Yazan Özlem AYTEK
7-9 yaş için

EL YAZILI
BUKLENİN ARKADAŞLARI DİZİSİ ( 5 Kitap )
İLKÖĞRETİM 1.SINIF ÖĞRENCİLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ
TAMAMEN RENKLİ VE RESİMLİ 5 KİTAP
Şeker Cadı
Bebek Evi
Kar Çocuk
Yalnız Kız
Kayıp Köy







Yaşadığım Yer Dizisi - Yazan Özlem AYTEK
İlköğretim 7 - 8 yaş aralığı için 5 kitaptan oluşan bir set.



DÜZ YAZILI 
YAŞADIĞIM YER DİZİSİ ( 5 KİTAP )
ARKADAŞ ÖZLEMİ
YENİ DOSTLAR
HOŞGELDİN BORA
ŞANSLI BIDIK
GİZLİ HAZİNE
İLKÖĞRETİM 1.SINIF ÖĞRENCİLERİ İÇİN HAZIRLANMIŞ
TAMAMEN RENKLİ VE RESİMLİ 5 KİTAP.

11 Ağustos 2013 Pazar

e oyku - bir oyku oku - HAYALLERİ BOYAYAN ÇOCUK - 1. BÖLÜM

HAYALLERİ BOYAYAN ÇOCUK         

Yazan: Özlem AYTEK

1. Bölüm

Uzun ve çamurluydu ormana giden yol. Bir gece önce yağan yağmur yaprakları, ağaçları, çiçekleri yıkamıştı. Kuru toprak da bu arınıştan payına düşeni almıştı almasına ama diğerlerinin aksine çamura bulanmıştı. Bir gecede mantarlar bitivermişti yol kenarındaki kayalıkların dibinde.
Nilay, ormanın çok yakınında olan evine bir kaç ay önce, kışın en deli dolu zamanında taşınmıştı. O günden beri hava hep yağışlı olmuştu. Bir yağmur, bir kar, bir fırtına derken Nilay evin çevresini bile dolaşacak zamanı bulamamıştı.
Şimdiyse üç haftalık senelik izninde, ilk olarak evinin çevresini, en çok da penceresinden her sabah içini çekerek baktığı ormanı dolaşmak istemişti.
Kabul etmek istemese de yalnızlık, sırtında taşıdığı tonlarca ağırlıktaki bir yük gibiydi Nilay'ın. Bir yıl içinde evini dördüncü kez taşımıştı. Sanki taşındığı her ev az geliyordu, dar geliyordu ona. Soğuk geliyordu. Emanet geliyordu. İsteksizce gittiği uzak bir akrabanın evinde gibi hissediyordu kendini. Kaba eşyalar ve günlük ihtiyaçları için gereken malzemelerin buluduğu koliler dışındakilerin çoğunu açmak içinden bile gelmemişti bu oradan oraya taşınmalarda...
Bu son taşınışta ise tüm koliler açılmış, dahası evinin çevresini keşif gezisine bile çıkılmıştı.
"Giderek daha iyi hissedeceğim," diye mırıldandı Nilay kısık bir sesle, umutla...
Bu sırada, ormana çıkan yanyoldan kendisine doğru yaklaşmakta olan adamı gördü. Adam, uzun boylu, kumral, saçları özenle ve çok kısa kesilmiş biriydi. Soğuk denebilecek bu havada kısa şortu ve kısa kollu atletiyle 'üşüyor olmalı' diye düşündü bu kez Nilay.
Adam hızlı adımlarla yaklaşırken, içini tuhaf bir korku kapladı Nilay'ın. Bu ıssız yolda, ormanın girişinde başına herşey gelebilirdi. Adam yanından geçerken, kendisine "Günaydın." diyeceğini düşündü birden. Oysa adam kaçamak bir bakış fırlatarak, hızla yanından geçip gidivermişti. Nilay "Çok tuhaf," diye mırıldandı kendi kendine. "Spor ayakkabının ve spor şortunun üzerine kısa kollu klasik bir gömlek giymiş."
Az önce yaşadığı tuhaf korku, orman gezisi için duyumsadığı isteğini yok etmişti Nilay'ın. Orman oldukça büyük ve sık ağaçlarla kaplıydı. Kararsız bir bakışla ormanın içine doğru ip gibi uzanan dar patika yola baktı. Bir an için evine dönmeyi düşündüyse de hemen cayarak patika yoldan ormana doğru yürümeye başladı.
Sabahın erken bir saati olmasına karşın az önce gökyüzünde tüm sıkcaklığıyla parlayan güneş birden bulutların arasında kaybolmuştu. İçi sıkıldı Nilay'ın. "Acaba eve dönmem için bir işaret mi bu?" diye düşündü.  Kısa süren kararsızlığının ardından hızlı adımlarla ormanın içlerine doğru yürümeye başladı.
Rüzgar giderek artıyor, ulu fıstıkçamları yaprakları arasında esen rüzgarla birlikte muhteşem hışırtılar çıkarıyorlardı. Hayvanların cıvıltıları, haykırışları bu hışırtılara eşlik ediyor, sanki hepbirlikte bir doğa orkestrasında, Nilay için  muhteşem bir konser veriyorlardı. Nilay: "Acaba bu orkestranın şefi kim?" diye düşündü yoluna devam ederken.
Zaman ilerledikçe, hava aydınlanıp ısınacağına daha çok kararıyor ve soğuyordu. Üzerine birkaç damla düştüğünde hırkasını çekiştirip sarıldı Nilay. Üşümeye başlamıştı. Rüzgar, daha sert ve soğuk esiyor, açıkta kalan kollarını ve bacaklarını ısırıyordu sanki.
Nilay, cebinden telefonunu çıkarıp saate baktı. Bir saatten fazla zamandan beri ormanda yürümüş olduğunu şaşkınlıkla fark etti. Bu arada üzerine düşen damlalar giderek sıklaşmakta ve hava daha çok soğumaktaydı. Birkaç dakika içinde bardaktan boşanırcasına yağmur başlamıştı. Hava, artık gece gibi karanlıktı ve hayvanların sesleri kesilmişti. Rüzgarın, yağmurun sesinden, ağaçların hışırtısından ve yere düşen damlaların sesinden başkası işitilmiyordu. Birkaç dakika içinde Nilay tepeden tırnağa ıslanmış, sığınacak kuytu bir köşe aramaya başlamıştı. Yağmurun kısa bir süre sonra dineceği, güneşin doğacağı ve havanın aydınlanacağını umut ediyorduysa da öyle olmadı.
Bu bir fırtınanın başlangıcıydı. Kararan hava, ağaçların gölgelerini daha da koyulaştırıyor Nilay'ın eve dönüş yolunu bulmasını da neredeyse imkansız duruma getiriyordu.
Bulunduğu yerde beklemeye karar verdi Nilay, başka çaresi de yoktu.  Ulu bir çamın kovuğuna sığındı ve beklemeye başladı. Bunu yaparken sık sık telefonunu çıkarıp saate bakıyordu. Bunu o kadar çok yaptı ki telefonun şarzının azalmakta olduğunu görünce saate daha uzun aralıklarla bakmaya karar verdi.
Yağmurun dineceği yoktu, belki de birkaç gün sürerdi bu fırtına. Rüzgâr daha önce tanık olmadığı bir hızla esiyor, yağmur damlaları adete yüzünü, kollarını dövüyordu.
Nilay çaresiz dönüş yoluna yöneldi. Geri dönmekten, doğru yolu bulmaktan ve bir an önce evine varmaktan başka birşey istemiyordu. Güçlükle yürüyordu çünkü ayakları çamura batıp çıkıyordu. Orman gezintisi bir felakete dönüşmeye başlamıştı.
Nilay iki saat boyunca yürüdüyse de dönüş yolunu bulamadı. Kaybolduğunu söylemekten biraz da mahçup olsa da 'polis imdat' hattını aramaya karar verdi. İyi ki yanında cep telefonu vardı. Birkaç kez çaldıktan sonra karşısına çıkan polis memuruna durumunu anlattı. Elbette böyle bir havada, konumunu tam olarak bilmediği bir ormanda bulunması zor olacaktı. Polisin önerilerini dinleyerek bulunduğu yeri elinden geldiğince tarif etti ve bulunduğu yerde beklemeye başladı.

Tam bu sırada yakınında parlayan küçük bir ışık gördü. Sanki bir ağacın kovuğunda küçük bir canlı mum yakmıştı. 'Çok ilginç' diye düşündü Nilay. Böylesi bir fırtınada bu ışık da neyin nesiydi? Oradaki kimdi? Bir çocuk muydu? Ya da bir cüce mi? Yok canım, olur mu hiç!
Nilay'ın gözleri kararmaya başlayınca, çamurlu toprağa dizlerinin üzerinde çöktü. Gözlerini ışıktan alamıyordu. Bütün bu yaşadıklarım gerçek olamaz; acaba düş mü görüyorum? diye düşünmekten kendisini alamadı.
Toparlanıp yeniden ayağa kalkabilecek duruma geldiğinde, mıknatısın manyetik alanına giren bir metal gibi ışığa doğru yürümeye başladı. Sanki bilinmez bir güç tarafından çekilmekteydi. Havanın ne kadar soğuduğunu, ne denli ıslandığını bile fark edemez olmuştu. Saçlarından ve üzerine yapışan elbiselerinden sular akmaktaydı.
Nilay, kısa bir süre sonra, titremekte olan cılız ışığa iyice yaklaşmış; ışığın yanıbaşında oturanı seçebilir duruma gelmişti. Önce; 'Bu bir çocuk!" diye haykırdı şaşkınlıkla. Üzerine delik deşik bir çuvaldan bir elbise geçirmiş, sarı, kıvırcık saçlı minicik bir çocuktu bu. Kendisine yaklaşmakta olan Nilay'a gülümseyerek bakarken, elma gibi kırmızı yanaklarının mumun titrek ışığında parlamakta olduğunu gördü. Korkuyla irkildi birden Nilay. Ne korkunç bir durumda olduğunu düşündü. Acaba yalnız mıydı bu çocuk? Başkaları da var mıydı bu ıssız ormanda? Üzerine giydiği delik deşik bir çuvalla, nasıl bir çocuktu bu? Ne arıyordu bu ıssız, korkunç, karanlık ormanda!
Nilay yaklaştıkça sanki çocuğun rengi solmakta, mumun cılız ışığıysa daha çok parlamaktaydı. Nilay'ın kalbi korku içinde, delice atmaktaydı.





Gözlerini kapattı ve bu şekilde çocuğun bulunduğu yere kadar yürüdü. Başka şekilde çocuğa yaklaşmaya cesaret edemeyecekti.
Gözlerini yeniden açtığında çocuğun az önce bulunduğu yerde; yanan mumun yanıbaşındaydı. Mum, az önceki gibi cılız ışığıyla titreşmiyor, aksine neredeyse tüm ormanı aydınlatacak kadar parlıyordu. Nilay'ın ışıktan kamaşan gözleri çevreyi tarayarak çocuğu aramaya başladı. Çocuğun, gözlerini kapamadan önce kendisinin bulunduğu yerde durmakta olduğunu fark etti Nilay. Ona doğru yürümeyi düşündüyse de buna cesaret edemedi. Mumun güçlü ışığı rüzgara meydan okuyor, Nilay'ın çamura bulanmış kollarını, ayaklarını ısıtıyordu.
Bu sıcaklık bedenini olduğu gibi içini de ısıtmıştı Nilay'ın. Nasıl olup da böylesine bir fırtınada mumun sönmediğini düşünürken, karşısında kendisini izlemekte olan çocuğu süzdü. Çocuk sanki giderek daha çok değişime uğruyordu. Sonra birden hareket etmeye, ağır ağır ilerleyerek Nilay'a doğru yaklaşmaya başladı.
Her attığı adımda rengi biraz daha fazla soluyor, biraz daha zayıflıyor, biraz daha kısalıyor, biraz daha yaşlanıyordu. Gözleri iki mor çukura gömülmüş gibi durmaya başlamıştı. Çocuk yaklaştıkça mumun alevi daha çok büyüyor, alevin gölgesi Nilay'ın çamurlu giysileri üzerinde bir gölge oyunu oynuyordu.
Çocuğun her adımında Nilay'ın kalbi korku içinde daha çok sıkışıyordu. Sonra birden, başka bir dünyadan gelmişçesine farklı, soğuk ve sert bir ses işitti: "Bastığın yerlere dikkat et. Bana ait olanların üzerine basmak üzeresin!"

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *