kose yazisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kose yazisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2016 Çarşamba

KİTAP ÖNERİ - BELKİ BAŞKA BİR RÜYADA - Gizem KODAK

BELKİ BAŞKA BİR RÜYADA 

Gizem KODAK  

KORAL Yayınları

BELKI BAŞKA BIR RÜYADA 

Ödüllü yazar Gizem KODAK'tan yepyeni bir roman...
Bir solukta okuyacaksınız.
İyi okumalar dilerim.


Hangi zaman diliminde uyandığınızdan emin misiniz? Ya çevrenizdeki kişiler, hepsi gerçek mi?



Gece karanlığında gıcırtıyla aralanan bir kapı... ve çıktığı zaman yolculuğunda geçmişe meydan okuyan bir sır... 



Bir lodos esintisine binip kalemime dolan ve her satırında bana adanın hiç bilmediğim dünyalarını açan mimoza kokusuna sonsuz teşekkürlerimle.
Gizem KODAK




Sipariş tel: 0212 647 25 25 
Yayınevi: KORAL Yayınları
Sayfa sayısı: 160











"Karanlığın içinde bir hışırtı duyuyordum. Sanki birileri çam pürleri üzerinde yürüyor, belli belirsiz bir mırıltı ince bir rüzgârla kulağıma doluyordu? Uykuya bu kadar zor dalmışken gözlerimi aralamak tam bir işkence gibiydi. Işığı bir defa açarsam bir daha uyuyamayacağımı adım gibi biliyordum. Ancak uykumun arasında duyduğum sandalye gıcırtısı ile yeniden irkiliverdim. Ses bu defa çok yakından gelmişti, gözlerimi aralayarak doğrulmaya çalıştım. Lakin ışığa uzandığım sırada pencere kenarında duran sallanan koltuğumda birinin oturduğunu fark ettim. Karanlık odamın içinde bir gölge gibi öylece oturuyor, sallanan koltuğumun üzerinde ağır ağır sallanıyordu…
Uyandığımı anlamıştı ve ben ışığa uzanamadan karanlığın içinde çakmağını yakarak etrafı aydınlattı. Gözlerim fal taşı gibi açık ona bakıyordum. Çakmaktan yayılan incecik sarı ışık solgun yüzünü aydınlatırken gülümseyerek sigarasını yaktı.
Işık sönmüştü…"

23 Kasım 2015 Pazartesi

KITAP ÖNERİ: BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU - Stefan Zweig

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
Orjinal isim: Brief Einer Unbekannten

23 Mart 2015 Pazartesi

KITAP ONERI - HAYALLERE DOKUNMAK - Katie McGarry

HAYALLERE DOKUNMAK

Katie McGarry





Ryan kulağıma eğiliyor. "Dans et benimle, Beth."
"Ben dans etmem." Doğru, etmem. Daha doğrusu, bir erkekle hiç dans etmedim. 
Kuşkuyla kaşını kaldırıyor. "Dans etmezsin?"
"Hayır."
Ateşin ışığı Ryan'ın yanık tenine vuruyor ve yüzüne harika, bronz bir parlaklık veriyor. Altın saçları ışıldıyor. Göz kamaştırıcı. Ryan bir adım yaklaşıyor ve kendini çekici yapan ve beni zayıflatan "ben her şeyi bilirim" gülüşünü takınıyor. Ondan nefret ediyorum ve bana dokunmasına izin verdiğim için kendimden de nefret ediyorum. 
Çok hızlı bir tempoda çalan müzik biraz yavaşlıyor. Müzikteki güçlü vuruşlar kalbimin çılgın atışlarını taklit ediyor. Dudaklarını kulağıma doğru yaklaştırıyor ve nefesi boynumu gıdıklıyor. "Benimle dans et, Beth."




Katie McGarry için Övgüler ve Yorumlar

“Bu romandaki her şey - sahne, karakterler, romans- işliyor ve çok iyi işliyor.” 
—Kirkus Book Reviews,  Hayallere Dokunmak üzerine



“Bu çocukluktan gençliğe geçiş aşk hikayesi… bir iddiayla başlıyor ve cesur, erotik bir güven egzersizine dönüşüyor... Tempolu, tatmin edici bir romans.”

—Publishers Weekly’de,  Hayallere Dokunmak üzerine 

18 Temmuz 2014 Cuma

BETUL'UN GOZLUĞUNDEN - Tatil Modundan Tespitler - Betül OZANBAY


Nasil bir oportunistsem artik, iki dakkada, tatil moduna o kadar kaptirdim ki, (insan yasadigi yer gibi dusunurmus) yazlik seyler yazmak istiyor canim.
Sicak iklimlerde insanlarin rehavetini birtakim sosyolojik cozumlemelerle aciklayan İbn-i Haldun'a hep septik yaklasmistim ama adam dogru soyluyormus. İnsan deniz kenarinda izdirap ve acilari komik buluyor birader. Degil Kafka, Murathan Mungan bile okumak istemiyor pasa gonlum. Tom Robbins elimde yelpaze oldu.
Bir bilinc akisi da yok yazmak istediklerim arasinda. İc kurgu olmadan, oylece; geldigi gibi yazmak istiyorum. Bu da boyle bir cesit olsun kisa yazi tarihimde.
Burada; deniz kenarinda, pastel tonlu beyin imalatlari esnasinda, sicaktan "margarita" yardimiyla korunmaya calisilirken, belki de her sey o kadar yanlis ki, sirf o nedenle dogru gorunuyor.
Kronolojik tarih acisindan son derece kisa, ama insan icin birkac omur sayilacak; arkamizda biraktigimiz yuzyillarda niye eskiye oranla hic denecek kadar az deha cikiyor? Cunku eskiden makro akil vardi, simdi mikro akil. Herkes dogru, herkes biliyor, herkes uzman, herkes ukala. Hicbir seyde sabir yok, surekli bir tasinma halindeyiz insan ailesi olarak. Hep bir yerlere gidiyoruz ya da bir yerlerden donuyoruz. Ya kalbimiz kirik ya mutluyuz. "Buyuk" fikirleri dusunup bulmayi demode buluyoruz sanki. Bilim, makinelere birakilmis bir arkaik gelenek. İnsanda bilim yok. Kadin da, erkek de dunyanin merkezi, buyuk dusunmeye zaman yok. Kiyafetten, kiskancliktan, fast food iliskilerden, kolay kazanilan uniformalardan, hayale bile zaman yok. Yani; "okuz"un cinsiyeti yok. Ye, ic, ciftles, kolay konus, ucuz dertlen, ol!
Medeniyet ilerledikce, dehaya ihtiyac kalmiyor. Fiziksel ozellikler (omurilik soganini beyin yerine kullananlari tenzih ederim) azaliyor. Sistemin dehaya ihtiyaci yok, kendini ikame edebiliyor. Modernite, insanin fiziksel korunaklarini daraltiyor. Daha cok alerji, astim, kanser, sizofren, hepatit, kisir, nevrotik ve siyatik oluyoruz.
Bireysel rekabetin buyuk ikramiyesi olan "dirsek gucu" (bilek gucu degil, dirsek gucu) ile bir yerlere gelen insanlarin, hayata bon baktigini fark ettiniz mi peki? Kafasi calismayan, omuriligiyle davranmayi insanlik sayan, beyni puruzsuz gri hucrelerden murekkep bir ilkel organizmayla bizim oyumuz da bir fark ettiniz mi?
Tarihte, dusmanina muzikle saldiran iki tane ordu var: Roma ve Osmanli. Peki onlarin muzik sevdasinin dallarinin nerelere ulastigini hic dusundunuz mu? Buradan cikardiginiz sonuclari "blues" gercegiyle karsilastirin lutfen.
Plajda; adam imaj yapmis ama orijini arkasindan yuruyen cocuklarindan belli. Para gorgusuzu kadinlarin, gunde birkac kere degistirdigi mayolarinin rengi, klasifikasyon degerlerimi altust ediyor. Eski mayolariyla snorkel ve palet kutsal uclemesini, bir bayrak gibi uzerinde tasiyan amcalarin onunde saygiyla egiliyorum.
Beach denen yemekli ve parali plajlarda kopeklerini dayakla egitip, sonra ayni kopeklerle statu level'i atlamaya calisan, kocalarinin burokrat yahut diplomat yahut teknokrat olmasiyla ovunen ve asla kraliyet cogulu olmaya yakismayan "biz" zamirini ortalarda surunduren hanimlarla, onlarin yaninda hamak keyfi yaparken Ray Ban'leriyle goz banyosu yapmayi ihmal etmeyen kocalarini sevmiyorum.
Onlarin, eger bagirmazlarsa dinlenilmeyecegini zanneden (belki de evlerinde hakikaten en cok bagiranin dinlenildigi) cocuklarini da sevmiyorum. O cocuklarin, iblislik ve inat karisimi siren dudugu tonlu ve tamamen obsesif, onlarla ilgilenmeyen ebeveynlere yonelik gosterilerini de sevmiyorum: "Anne bak bana... Anne bak bana... Anne bak bana... Anne bak bana..."
Asansor muzikleriyle duygulanan yeniyetme gencligi de sevmiyorum. Kucuk hislerin cilgin tasarruf kabiliyetini, histeri karmasasi ve amacsiz arayislarin ilkel kimyasini sevmiyorum. Duygu acligi ve bunlarin pazarlamacilar tarafindan reklamasyon edilmis janjanli paketlerini de sevmiyorum.
İyice huysuz ihtiyar oldum anlayacaginiz. Hicbir seyi begenmiyorum!

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *