18 Temmuz 2014 Cuma

BETUL'UN GOZLUĞUNDEN - Tatil Modundan Tespitler - Betül OZANBAY


Nasil bir oportunistsem artik, iki dakkada, tatil moduna o kadar kaptirdim ki, (insan yasadigi yer gibi dusunurmus) yazlik seyler yazmak istiyor canim.
Sicak iklimlerde insanlarin rehavetini birtakim sosyolojik cozumlemelerle aciklayan İbn-i Haldun'a hep septik yaklasmistim ama adam dogru soyluyormus. İnsan deniz kenarinda izdirap ve acilari komik buluyor birader. Degil Kafka, Murathan Mungan bile okumak istemiyor pasa gonlum. Tom Robbins elimde yelpaze oldu.
Bir bilinc akisi da yok yazmak istediklerim arasinda. İc kurgu olmadan, oylece; geldigi gibi yazmak istiyorum. Bu da boyle bir cesit olsun kisa yazi tarihimde.
Burada; deniz kenarinda, pastel tonlu beyin imalatlari esnasinda, sicaktan "margarita" yardimiyla korunmaya calisilirken, belki de her sey o kadar yanlis ki, sirf o nedenle dogru gorunuyor.
Kronolojik tarih acisindan son derece kisa, ama insan icin birkac omur sayilacak; arkamizda biraktigimiz yuzyillarda niye eskiye oranla hic denecek kadar az deha cikiyor? Cunku eskiden makro akil vardi, simdi mikro akil. Herkes dogru, herkes biliyor, herkes uzman, herkes ukala. Hicbir seyde sabir yok, surekli bir tasinma halindeyiz insan ailesi olarak. Hep bir yerlere gidiyoruz ya da bir yerlerden donuyoruz. Ya kalbimiz kirik ya mutluyuz. "Buyuk" fikirleri dusunup bulmayi demode buluyoruz sanki. Bilim, makinelere birakilmis bir arkaik gelenek. İnsanda bilim yok. Kadin da, erkek de dunyanin merkezi, buyuk dusunmeye zaman yok. Kiyafetten, kiskancliktan, fast food iliskilerden, kolay kazanilan uniformalardan, hayale bile zaman yok. Yani; "okuz"un cinsiyeti yok. Ye, ic, ciftles, kolay konus, ucuz dertlen, ol!
Medeniyet ilerledikce, dehaya ihtiyac kalmiyor. Fiziksel ozellikler (omurilik soganini beyin yerine kullananlari tenzih ederim) azaliyor. Sistemin dehaya ihtiyaci yok, kendini ikame edebiliyor. Modernite, insanin fiziksel korunaklarini daraltiyor. Daha cok alerji, astim, kanser, sizofren, hepatit, kisir, nevrotik ve siyatik oluyoruz.
Bireysel rekabetin buyuk ikramiyesi olan "dirsek gucu" (bilek gucu degil, dirsek gucu) ile bir yerlere gelen insanlarin, hayata bon baktigini fark ettiniz mi peki? Kafasi calismayan, omuriligiyle davranmayi insanlik sayan, beyni puruzsuz gri hucrelerden murekkep bir ilkel organizmayla bizim oyumuz da bir fark ettiniz mi?
Tarihte, dusmanina muzikle saldiran iki tane ordu var: Roma ve Osmanli. Peki onlarin muzik sevdasinin dallarinin nerelere ulastigini hic dusundunuz mu? Buradan cikardiginiz sonuclari "blues" gercegiyle karsilastirin lutfen.
Plajda; adam imaj yapmis ama orijini arkasindan yuruyen cocuklarindan belli. Para gorgusuzu kadinlarin, gunde birkac kere degistirdigi mayolarinin rengi, klasifikasyon degerlerimi altust ediyor. Eski mayolariyla snorkel ve palet kutsal uclemesini, bir bayrak gibi uzerinde tasiyan amcalarin onunde saygiyla egiliyorum.
Beach denen yemekli ve parali plajlarda kopeklerini dayakla egitip, sonra ayni kopeklerle statu level'i atlamaya calisan, kocalarinin burokrat yahut diplomat yahut teknokrat olmasiyla ovunen ve asla kraliyet cogulu olmaya yakismayan "biz" zamirini ortalarda surunduren hanimlarla, onlarin yaninda hamak keyfi yaparken Ray Ban'leriyle goz banyosu yapmayi ihmal etmeyen kocalarini sevmiyorum.
Onlarin, eger bagirmazlarsa dinlenilmeyecegini zanneden (belki de evlerinde hakikaten en cok bagiranin dinlenildigi) cocuklarini da sevmiyorum. O cocuklarin, iblislik ve inat karisimi siren dudugu tonlu ve tamamen obsesif, onlarla ilgilenmeyen ebeveynlere yonelik gosterilerini de sevmiyorum: "Anne bak bana... Anne bak bana... Anne bak bana... Anne bak bana..."
Asansor muzikleriyle duygulanan yeniyetme gencligi de sevmiyorum. Kucuk hislerin cilgin tasarruf kabiliyetini, histeri karmasasi ve amacsiz arayislarin ilkel kimyasini sevmiyorum. Duygu acligi ve bunlarin pazarlamacilar tarafindan reklamasyon edilmis janjanli paketlerini de sevmiyorum.
İyice huysuz ihtiyar oldum anlayacaginiz. Hicbir seyi begenmiyorum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder