31 Mayıs 2013 Cuma

Antilop ve Flurya'dan - Kitap Öneri - Hanife Bambolika


http://bambolika.blogspot.com/2013/05/antilop-ve-fluryadan.html


Antilop ve Flurya'dan



Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya'sını biraz önce bitirdim. Bu dünyanın kahrolası kapitalist düzenini daha iyi anladım ve yaratılan distopya beni silkeleyip bıraktı sanki. Konunun sosyal ve pozitif bilimsel tasarımıyla uygulanışı bir yana hayal gücünün sınırlarının olmayışıyla, edebiyatın kucaklaşmasından nasıl harikalar çıkabileceğini yeniden anladım.


Kurguya bayıldım, sıralı değil ama ters yüz bir zaman karmaşası da yok.  Merak unsurunu köreltmeden ama okurun sabrını zorlamadan anlatımı sürüp gidiyor.  Baş karakterdeki(Jimmy)  hasarların etkisini çok betimlemeden, düşünce biçimiyle ustalıkla vermiş yazar.Geçmiş oldukça detaylı ve berrakken sonrası bulanıyor.


Bu türden fantastik eserlerde hep şu koku gelir burnuma: Sanki senaryoya kolayca çevrilebilirlik durumu vardır. Gerçi  beynimiz artık o şekilde işliyor da olabilir, yani zihnimizde sinema görüntüleri canlandırabiliyoruz belki. Bu olumsuz ya da  kısıtlayıcı bir şey mi acaba diye düşündüm okur bakımından. Yoksa yazar belki, tam da bunu hedeflemiştir.

Roman bitmiş haliyle, he sanki o bitmiş, asıl beni bitirdi, bana bakıyor, ben ona bakıyorum. Kapakta romanda bahsedilen hayvanlara daha çok benzeyen canlılardan niye kullanmamışlar, diye düşünüyorum? Yani bu türden illüstrasyon yapmak zor olmasa gerek. "Tabak kadar kanatları olan kelebekler" örneğin, benim ilgimi çekerdi. Domuzonlara benzer fareler neredeyse bizde bile vardı bildiğim; üzerinde insan kulağı büyütüyorlardı laboratuvarlarda. Demek istediğim, bence  kapak sönük kalmış romana göre.

Çeviride ufak tefek kusurlar vardı belki. Kusurların mantığı da vardı. Çünkü iki zorlu işi başarmış Çevirmen Dost Körpe(isim takma değilmiş; kuşkulanıp araştırdım). Biri zaten sözcük dağarcığı çok geniş ve halüsinasyonlar gören bir kahramanı seslendirmek, bir diğeri ise o kahramanın ortamı. Öyle bir ortam ki artık genetiğin cılkı çıkmış bir dünyada yaşıyor. Bir canlıya birden fazla canlının özelliği yerleştiriliyor ve yeni bir adı oluyor haliyle. Bu adı Türkçeye sırıtmadan çevirmek kolay olmasa gerek... Domuzon bunlardan biri, kurtek, rakunk... Yani bana çeviriler uydu gibi geldi. Gerçi avantaj da sağlamıyor değil bu durum, sonuçta bu sözcükleri Türkçeye kazandıran ilk kişi olunca, sözcüklerin olup olmadığını  karşılaştırılacak bir durum da yok.

Elbette her eseri özgün dilinden okuyacak durumumuz yok ama İngilizcemi ilerletip böyle romanları anadilinden okusam, tadına da doyum olmaz herhalde. Yaz bunu bir kenara kızım Bambolika!


Roman bittiğinde kendime ve yazmaya hevesligiller familyasına pek bir üzüldüm. 11 yaşına kadar okul görmemiş bu teyze, belki de bizim, beynimizi en taze döneminde körelten eğitim sisteminden azade bambaşka bir düşünce biçimi geliştirmişti. Çalışarak, didinerek yaşadıkları ve düşledikleriyle harman yapıp böylesi yapıtlara imza atabilecek duruma geldi. 16 yaşında yazar olmak istediğine karar verdi ve kendini çok okuyan biri olarak tanımlıyor. Klasik masallar yani fantastik eserlerin atalarıyla başlamış okumaya... Daha sonraları para kazanabilmek için erotik dergilere kısa öyküler bile yazmış.

Atwood o kadar alçak gönüllü ki, twitter'dan kendisine teşekkür ettim. Yanıt verdi; teşekkür etti. Bilmem mesajım 'yazmaya hevesligiller'e gitti mi?


Araştırma yaptım, tahmin ettiğim gibi romandaki genetiğiyle oynanmış hayvanları canlandırmış birileri. Biri de bu tavşan türü; fosforlu, jel kıvamında. Sonra bunlar çok çoğalınca, onları yiyecek canlılar üretiyorlardı.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder